Eski Yunan büyücüleri, ay ve ölüm tanrıçası olarak
tanıdıkları HECATE 'nin kendilerine kuvvet verdiğini sanırlardı. Bu büyücüler,
güya büyük bir sihirbazlık hüneriyle hortlakları ayaklarına çağırırlar;
insanları deli ederler; çeşitli otlardan tehlikeli zehirler yapar ve ölü eti
yerlerdi. Bu gibi, tehlikeli büyücüler, Yunanistan'ın en çok "Tesalya"
bölgesinde bulunurdu.
Yunanlıların kötü büyücüleri olduğu gibi iyi büyücüleri de vardı. Bunlar
tarlalardaki ürünlere bereket getirirler, savaşlarda düşmanı yenik düşürürlerdi.
Bazıları, gemicilere "Rüzgar Torbaları" satarlardı! Denizlerde ansızın rüzgar
kesildiği zaman yelkenli gemilerin hareket etmelerine olanak olmadığından, en
iyi çare, büyücülerin kuvvetine inanmaktı!
Rüzgar satan büyücüler, insan üstü bir güçle topladıklarını söyledikleri
rüzgarları, kumaş torbalar içine üçer gemici düğümüyle bağlayarak gemicilere
satarlardı. Düğümleri çözer çözmez rüzgarlar dışarı fırlar, gemilerin
yelkenlerini şişirirdi! Düğümleri çözünce, rüzgar dışarı fırlamazsa ne olurdu? O
zaman, ya o rüzgar torbası kötü duaya uğramıştı ya da sahte bir büyücü onları
aldatmış demekti!
Eski Romalılar da iyi olsun, kötü olsun, tüm büyücülerden korkarlardı. Bazı
Romalı hükümdarlar ülkedeki tüm büyücüleri sınır dışı etmişlerdi. Zaman zaman,
büyücülük yaptığı sanılan kuşkulu kimseler, uçurumlardan aşağı atılarak
öldürülüyorlardı. Avrupa'nın ilk büyücü avı, M.S. dördüncü yüzyılda Roma
kentinde başlamıştı. İmparator Valens , büyücülükle uğraşan herkesi en ağır
şekilde cezalandırmaktan çekinmiyordu. Hatta, hastaları iyi etmek için çeşitli
otlar kaynatarak ilaç yapmaya çalışanları bile ortadan kaldırıyordu. Midesindeki
ağrıyı durdurmak için, kendi kendine sihirli kelimeler mırıldanan bir çocuk
ölümle cezalandırıldı.
Zamanın din adamları, büyücülere, şeytan tarafından yönetilen kötü ruhlar
gözüyle bakıyorlardı. "Büyücü" kelimesi yeni bir anlam kazanmıştı artık. Bu
anlama göre büyücüler, doğrudan doğruya şeytanın kendisinden ya da
putperestlerin tanrılarından insanüstü kuvvetler alan kimselerdi.
İlk önceleri, büyücülükle suçlanan kimseler çoğunlukla ağır cezalara
çarptırılmak yerine, bu işlerden el çekmeye ya da günah işledikleri için oruç
tutmaya çağırıldılar. Bazen de, para cezalarına çarptırılırlar ya da bir süre
tutuklanırlardı.
Geniş anlamda ilk büyücü avı, on üçüncü yüzyılda Roma Katolik Kilisesi
tarafından bir soruşturma(Engizisyon) ile başlatıldı. Bu soruşturmanın amacı,
"Dinsizleri" araştırıp bularak cezalandırmaktı. Bu dinsizler, kilisenin
öğretilerine inanmayan kişilerdi. Büyücülere şeytanın uşakları dendiği için,
onlar herzaman Tanrı'nın da düşmanıydılar. Bu yüzden dinsiz sayılıyorlardı.
Soruşturma yönetimi bu kimselere işkenceler yaptırıyor, gerekirse bunları
yakarak ortadan kaldırıyordu.
On dördüncü yüzyılda "Kara Ölüm" denilen bir hastalık salgını, Avrupa'da yaşayan
insanların üçte birini yok etti. Büyücüler, bu salgın sırasında içme suyu
kuyularını zehirlemek ve şeytanla birlik olarak hastalığı çevreye yaymakla
suçlandılar.
On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda, kötü büyücülerin sayısı gittikçe
yükseldi. Hatta o kadar yükseldi ki, tüm Avrupa ülkeleri sanki onlar tarafından
yönetiliyordu.
Kristof Kolomb, Amerika'yı bulduğu sıralarda, büyücüler arasında kitlesel
tutuklanmalar ve cezalandırmalar sık sık görülür bir duruma geldi. Bu arada
yüzlerce yıl boyunca, binlerce suçsuz insan asılarak ya da yakılarak öldürüldü.